$ DOLAR → Alış: 3,62 / Satış: 3,63
€ EURO → Alış: 3,82 / Satış: 3,83

Tunus’u Kurtarmak: Çalınan Arap Baharı

Tunus’u Kurtarmak: Çalınan Arap Baharı
  • 302 kez okundu

Tunus’ta 11 Ocak 2011’de başlayan olaylar ve sonrasında gerçekleşen devrim büyük bir yankı uyandırmış fakat devrimin yarattığı demokrasi beklentileri, temel özgürlükleri dahi önemsemeyen, demokratik kurumları yok sayan İslamcı parti Ennahda tarafından sahiplenilmemiştir. Bu bağlamda Maktouf’un beş dilde yayınlanan “Sauver la Tunusie” çalışmasının son halkası olan “Tunus’u Kurtarmak: Çalınan Arap Baharı” adlı eseri, okuyucuya olayları eksiksiz ve detaylı bir şekilde aktararak tüm berraklığı ile durumu görmelerini sağlayacaktır. Maktouf eserinde birebir yaşayanların tanıklığıyla devrimi adım adım izlemiş; ekonomik, toplumsal ve siyasi açılardan tehlikeli bir durumda olduğunu belirttiği ülkesinin bir panoramasını çizmiştir. İslamcı hükümetin devrimi amacından saptırdığını söyleyen Maktouf, Tunus’un softa temellerinin demokrasi ile bağdaşmadığını İslamcılıktan kurtarılmasını gerektiğini söyleyerek Tunus Devrimi’ne yeniden sahip çıkmanın yollarını aramış ve herkesi birleştirecek ortak noktalar çerçevesinde alternatif bir düzen sunmuştur.

 

Üniversite eğitimini Tunus, Sorbonne ve Harvard’da tamamlayan, New York Barosu avukatlarından Lotfi Maktouf, Wall Street’te uzun süre çalıştıktan sonra Uluslararası Para Fonu’nun baş danışmanlığını görevini yürütmüştür. 1990 yılında Avrupa’ya dönerek uluslararası mali danışmanlık hizmetleri veren Maktouf, Devrim’in ertesinde Tunus’ta krizin aşılmasında anahtar rol oynayacak sivil toplumun önemini vurgulayarak Almadanya Derneği’ni kurmuştur. Ekonomik ve mali konular ile gelişmişlik sorunsalının sosyokültürel boyutu üzerine uzmanlaşan Maktouf aynı zamanda Ortadoğu üzerine araştırmalar yapan ve Tunus’u iyi bilen bir yazardır. Tunus’u Kurtarmak adlı eserinde de bunu fazlasıyla görmekteyiz.

 

Bu kitap, Tunus’un siyasi tarihini konu edinmiş, ülkenin ulus-devlet bekasının tehlikede olduğunu ileri sürerek içine düştüğü krizden çıkma ihtimalinin her geçen gün daha da azaldığını söylemiştir. Şiddet, toplumsal kaos devletin çözüm sunmadığı bir ortamda gittikçe çoğalmıştır. Bu durum, İslamcı yöneticiler tarafından Ocak 2011 Devrimi’ni asıl amacından saptırmalarının bir sonucu olmuştur. Bu halk hareketinin belirli bir önderi olmasa bile devrimin mottosu olan “iş, özgürlük, onur”  söylemlerinin halkın talepleri olduğu açıktır. İslamcı Hükümet bu taleplere kulak tıkayarak, İslamcı Protokol olarak tanımlanan hem Tunus’un yapısına yabancı hem de ulusal çıkarlarına aykırı bir siyaset uygulamıştır. İşte tam bu nedenle Tunus’u softa temelleri, demokrasi ile bağdaşmayan İslamcılıktan kurtarmak gerektiği söylenmiştir. Bu kurtarma özellikle kitabın başlığı da göz önüne alınarak ne siyasi aracılarla ne uluslararası aktörlerle olacak bunu özgürlük, iş ve onur haykırışlarından vazgeçmeyen halk yapacaktır. Sivil toplum bu siyasi kördüğümün aşılmasında yani Tunus’u kurtarmada çok etkin rol oynayacaktır.

 

Kitap içerik olarak “Tunus istisnası”, “Burgiba ya da sessiz devrim”, Bin Ali ya da mafyavari bir sapma”, “Özgürlük adacıkları”, “İslamcı Protokolü”, “Ennahda: Bir iktidar makinesi”, “Ennahda: Muktedir bir makine” ve “Ve şimdi” başlıklı sekiz ana bölümden oluşmuştur.

 

İlk bölümde yazar Tunus’un tarihine kısaca bir değinmiştir. Sonrasında bu toprağın tarihinin çeşitli inançlar, ittifaklar, anlaşmazlıklar ve direnişler ile biçimlendiğini söyleyerek Tunuslunun DNA’sının yazıldığını söylemiştir. Tunus’un Doğulu ve Batılı, geleneksel ve yenilikçi özellikler gösteren bir ülke olduğunu söyleyerek Arap-Müslüman dünyasında her daim farklı bir yere sahip olduğunu dile getirmiştir.

 

İkinci bölümde, Habib Burgiba’nın Tunus’u 1956’da bağımsızlığına kavuşunca ülkede yapılan yeniliklerden ve sonrasında öngöremediği sorunlardan bahsedilmiştir. Burgiba İslam’ı o günün şartlarına göre yorumlanabileceğini söyleyerek modern devletin kurulmasında önemli rol oynamıştır. İslam’ı anayasal kaynak haline getirerek Tunus’a has bir denge oluşturmuştur. Burgiba, otuz yıldan kısa bir sürede Tunus’u barış içinde yaşayan, kalkınma yolunda ilerleyen, sağlıklı ve eğitimli bir topluma sahip, kadını özgürleşen, kadın-erkek eşitliği sağlayan kanunları çıkaran, eğitimi zorunlu kılan, orta sınıfı gittikçe büyüyen, tutarlı ve gerçekçi bir diplomasi yürüten bir devlet haline getirmiştir.

 

Burgiba modernlik anlamında böylesine olağanüstü bir çaba sarf etmesine etmiş ama görmezden geldiği muhafazakâr El Zeytune sınıfıyla da sonradan karşı karşıya kalmıştır. Bilim, teknoloji ve yabancı dillerin öğretilmesi karşısında El Zeytuneliler giderek Müslüman Kardeşler’e yakınlaşmıştır. Başkan El Zeytunelileri buna dahil etmek yerine onları dışlayınca başarısızlıklar filiz vermeye başlamıştır. Sonrasında olan zorunlu kolektifleştirmelere karşı tepkiler, “Ekmek İsyanı” ve sendikacı Aşur’un davası gibi olaylarda tüm Burgiba sistemi sorgulanarak, Burgiba’nın ifade özgürlüğünü, temsiliyeti, çoğulculuğu, erklerin ayrılığını ve bağımsızlığını garanti altına alan demokratik sürecini çökertmiştir.  Kendi yanlışlarının kurbanı olan Burgiba “Ömür boyu başkanlık” kıskacına düşmüş bu da sessiz bir darbeye zemin hazırlamıştır.

 

Yazar üçüncü bölümde Bin Ali yönetimini ve Bin Ali’nin mafyavari gidişatını ele alarak Arap Baharı’na giden süreci incelemiştir. Ekim 1987’de Cumhurbaşkanı Habib Burgiba tarafından başbakanlığa atanan Bin Ali, Kasım 1987’de sağlık sorunları nedeniyle cumhurbaşkanlığından çekilen Burgiba yerine yönetime geçmiştir. Burgiba’dan Bin Ali’ye sağlıklı bir ekonomik yapı kalsa da daha sonradan Bin Ali’nin yönetim tarzı ve ahlaki çürüme ekonomiyi geriletme yoluna sokmuştur. Artık yolsuzluk ve adam kayırma ekonominin nabzını belirleyen etkenler haline gelmiştir. “Bir Numaralı Aile” lehine rüşvet veren tüm şirketler Tunus pazarına girip burada cirit atmış, böylece bütün kanunları ayaklar altına alan bir ortam oluşmuştu. Neticede bankacılık, yönetim ve ekonomi sistemleri yolsuzluğa dayanamamıştır. Aynı Burgiba dönemi gibi Bin Ali dönemi de siyasi ve sivil bir boşluk yaratarak Arap Baharı’nın arkasında yatan birçok sebebin oluşmasına neden olmuştur. Böylece 2011 kışında bir seyyar satıcının kendisine uygulanan keyfi cezaya ve yaşadığı sefalete karşı, umutsuzca kendini yakması ile başlayan “iş, özgürlük ve onur” mottolu devasa patlama baş göstermiştir.

 

Dördüncü bölümde devrim sonrası özgürlük hareketlerinden ve Ennahda’nın başa geçmesi ile tekrardan bozguna uğratılan Tunuslular ele alınmıştır. Devrim ile Tunus bir günden ertesi güne taraf değiştirmiş, “halkın iktidarı” kavramı üzerine demokratik düşüncelerini temellendirmiştir. Devrimden sonra medya özgürleşmiş, Tunus dünya demokrasileri kulübüne girmiş, diasporadaki Tunuslular doğdukları topraklara geri dönmüş ve onlara oy hakkı tanınmış kısacası Tunus temel hakları benimseyen, özgürlüğün tadını almış bir toplum olma haline gelmiştir. Fakat bu Yüksek Heyet’e demokratik geçiş süreci mekanizmasının hazırlanması konusunda görev verilene kadar sürmüştür. Hedeflenen tarihe kadar anayasayı yazamayan KMM vasat bir kurula dönüşmüştü artık. Sonrasında gelen meclis üyelerinin kendi maaşlarına zam yapılmasını gündeme alması, enflasyon döngüsünün habercisi olarak akaryakıt fiyatlarının ve temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarının artması gibi nedenlerde halkta iyice hayal kırıklığını derinleştirmişti. 14 Ocak patlaması neticesinde oluşan özgürlük adacıkları, maalesef teker teker sulara gömülmüş ve 24 Ekim 2011 Tunus Kurucu Meclis seçimlerinde Ennahda açık ara farkla önde gelerek galibiyet elde etmiştir.

 

Yazar beşinci bölümde ise İslamcı Protokolü’nün ne olduğundan bahsederek esaslarına değinmiş ve bunun bugünkü İslamcı hareketler üzerindeki etkileri ile şeriat ve hilafet ayrımına değinerek bunları örnekler ile temellendirmiştir. “Öze dönüş” temasından kaynağını alan İslamcı Protokolü iki unsur üzerine kurulmuştur; Şeriat ve Hilafet. İşte Ennahda başa geldiğinde bu esaslar etrafında İslamcı Protokolü’ne sadık bir düzen kurmayı yeğlemişti.

 

Altıncı ve yedinci bölümler Ennahda’yı konu alan bölümlerdir. Ennahda’nın ideolojisine, programına, ilkelerine ve en son olarak da neden başarısız olduğuna değinilmiştir. Ennahda, 1928 yılında Mısır’da doğan Müslüman Kardeşler menşeli ve Tunus’ta vücut bulmuş bir İslamcı oluşumdur. Kurulduğunda adı İslami Yöneliş Hareketi olup 1989’da Ennahda yani Yeniden Doğuş Partisi olmuştur. Ilımlı İslamcı siyasi parti olan bu hareketin tarihi bir meşruiyeti vardır. Ennahda’nın hedefi Tunus’ta iktidara gelerek İslamcı Protokolü uyarınca ülkede şeriatı uygulamak ve hilafeti hayata geçirmektir. El Gannuşi’nin Ennahda’ya en büyük katkısı demokrasi ve özgürlük değerlerinin ortak bilince kazınmış olduğunu söyleyerek İslam ve demokrasinin ayrılmaz ikili olduğunu belirtmesidir. Bu parti bugün azınlıktaki diğer bazı partilerin görünürdeki işbirliğine rağmen, bütün iktidar gücünü tekelinde tutmaktadır.

 

22 Nisan 2013’te KMM Başkanının paylaştığı üçüncü anayasa taslağı Ennahda hariç, toplumun her kesiminden büyük bir tepki almıştır. Bu taslak İslam’ı devlet dini haline getirecek böylece teokratik bir diktatörlüğün önünü açacaktır. Burgiba’nın kurduğu, Bin Ali’nin çarpıttığı devlet yapısı artık İslamcılar tarafından parçalanıyordu. Şiddet olaylarının çoğalması, fiyat artışları, ekonomideki daralma ve idareye hakim gevşeklik gibi nedenlerde eklenince Ennahda yönetimi iyice başarısızlığına doğru sürüklenmişti.

 

Son bölüm olan sekinci bölümde yazar “Ve şimdi” diyerek olağan bu açmazdan çıkışta “Sivil toplum”un anahtar rol oynayacağını söylemiştir. Krizin aşılmasında tabiî ki iktidardaki İslamcıların yeri de yadsınamaz bir gerçektir. Yeni anayasanın yazımını tamamlayıp seçim sürecini başlatmaları bu siyasi kördüğümü kolayca çözebilir. Ayrıca devlet hukuk devleti anlayışına sadık kalarak ve şiddetten vazgeçerek de gene bu krize son verebilir. Burada dediğimiz gibi sivil toplumun önemi bu anlamda çok büyüktür. Bu görevi yerine getirebilmesi içinde her türlü platformda yazması, insanları haberdar etmesi şarttır.

 

Bin yıllık tarihi olan Tunus’u geçmişten günümüze kadar inceleyen bu eser tam olarak başarıya ulaşmak için bir reçete sunmak yerine daha çok Tunus siyasetinin temel unsurlarını incelemektedir. Bölümler arası geçişlerde kısmi sorunlar olsa da bunlar çok göze batmamaktır. Ayrıca kitap çeviri olmasına karşın dili gayet anlaşılır olup akıcı bir üsluba sahiptir. Tunuslu bir vatandaşın gözünden anlatılan Arap Baharı deneyimini, Tunus üzerine bilgi sahibi olmak isteyen herkes kesinlikle okumalıdır.

Tuğçe Selin ERGEN – İstanbul Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (Lisans)

Tam Metin PDF

Etiketler: / / / / / / /

Burs Başvurusu Akademik İlanlar ALES ALES Sonuçlar ALES Puan Hesaplama YÖKDİL Nedir? YÖKDİL Puan Hesaplama