$ DOLAR → Alış: 3,81 / Satış: 3,83
€ EURO → Alış: 4,07 / Satış: 4,08

Rus İstihbaratı: KGB-FSB

Rus İstihbaratı: KGB-FSB
  • 948 kez okundu

İstihbarat faaliyetleri, tarihin ilk dönemlerinden beri yapılagelmekteyken bilginin ne kadar önemli olduğunun herkes tarafından kabul edildiği günümüzde, ülkeler istihbarat faaliyetlerine daha fazla önem vermektedirler. Bununla birlikte insan hakları açısından değerlendirildiğinde istihbarat faaliyetlerine bazı eleştiriler getirildiğini de belirtmekte fayda vardır. Özel hayatın gizliliği ve sonucunda oluşacak siyasi baskı ve ayrımcılıklar gibi birçok konuda istihbarat faaliyetlerinin insan hakları ihlallerine neden olabileceği değerlendirilse de ülkelerin bu faaliyetlerden vazgeçmesi düşünülemez. Öyle ki yapılan savaşlar yalnızca silah üstünlüğüyle kazanılmayıp, istihbarat faaliyetleri sonucu elde edilen veriler savaşın kazanılmasına büyük katkı sağlarken, günümüzde istihbarat faaliyetleri yalnızca savaşların kazanılmasında da kullanılmamaktadır. Ekonomik istihbarat ve teknoloji istihbaratı gibi birçok alanda istihbarat faaliyetleri yürütülmektedir. Ayrıca istihbarat faaliyetlerinin yürütülmesinde devlet ve devletin organları tek aktör de değildir artık. Ulusal ve uluslararası şirketlerin de pek tabi rakipleri ve piyasa hakkında istihbarat faaliyetleri yürüttüğü görülmektedir. En büyük teknoloji şirketlerinden Apple ve Samsung birbirlerine, kendilerine ait verileri çaldığına dair birçok dava açmışlardır.[1] Bu da istihbarat savaşlarının şirketler bazına kadar taşındığını gösterir nitelikte iyi bir örnektir. Tüm dünyaca bilgiye sahip olmanın ve istihbarat faaliyetlerinin önemini kavradığı bu dönemde ülkemizin bu alanda yapılan çalışmalar konusunda istenilen seviyede olmadığı görülmektedir. Bu çalışmayla, dünyada istihbaratı iyi bir şekilde kullanan milletlerden Rusların istihbarat geçmişine ve istihbaratın günümüz Rusya’sının politikalarına etkisine değinilecekken, ülkemizde de istihbarat alanında yapılan çalışmalara katkı sağlanması hedeflenmektedir.

 

İki kutuplu dünya olarak da anılan soğuk savaş döneminin sona ermesiyle, SSCB’nin varisi olarak görülen Rusya’nın en önemli amacının; yakın çevre olarak nitelendirdiği eski Sovyetler Birliği topraklarında nüfuzunu sürdürmek ve oluşmakta olan çok kutuplu düzen içerisinde küresel bir güç olarak yerini almak olduğunu söyleyebiliriz. Başta enerji olmak üzere ekonomi, askeri güç ve güvenlik, kültürel ve siyasi baskı Rusya’nın bu amaca ulaşmada elindeki en önemli silahlardandır. Rusya, özellikle Vladimir Putin ile birlikte, bu amacına daha kararlı adımlarla ilerlemek istemektedir. Eski bir KGB çalışanı[2] olan Putin’in bu amaca ulaşmada yukarıda sayılanlardan askeri güç ve güvenlik başta olmak üzere bütün alanlarda istihbarat servislerini etkin bir şekilde kullanmaya önem verdiği görülmektedir. Rusların tarihine bakıldığında, istihbarat servisleri yalnızca Putin döneminde değil Çarlık Rusya’sından bu yana büyük bir öneme sahip olduğu görülecektir. Bu çalışmayla birlikte de başta KGB ve FSB olmak üzere Rus istihbarat servisleri ve günümüzde Rusya istihbaratının bölgedeki Rusya etkisine olan katkısı aydınlatılmaya çalışılacaktır.

 

Türk Dil Kurumu sözlüğünde “yeni öğrenilen bilgi”, “bilgi toplama ve haber alma”[3] şeklinde tanımlanan istihbarat kavramının terim olarak çağrıştırdıkları ve kapsamı zaman içerisinde dönüşüme uğramış ve istihbarat servisleri de bu dönüşüme paralel bir şekilde misyonlarını yeniden tanımlamak durumunda kalmışlardır. Öyle ki, geçmişten soğuk savaşın sona ermesine değin istihbarat, yabancı devlete (soğuk savaş döneminde “karşı kutba” şeklinde söylenebilir) dair bilgilerin yine bu devletlere karşı kullanmak üzere toplanması, bu bilgilerin analiz ve tasnif edilmesi ve devletin gerekli birimlerinin kullanımına sunulması faaliyetleri olarak anılmaktaydı. Yani istihbarat faaliyetleri düşman devlete karşı yürütülmekteydi. Soğuk savaş dönemi boyunca Amerika Birleşik Devletleri’nin CIA, Sovyetler Birliği’nin ise KGB örgütü istihbarat savaşları kapsamında en çok duyduğumuz örgütlerdendir. Bunun dışında özellikle Rusların istihbarat geçmişine bakıldığında, rejim muhaliflerinin kontrol altında tutulmasının da istihbarat servislerinin en önemli görevleri arasında yer aldığı görülecektir. Ancak SSCB’nin dağılmasının ve özellikle de 11 Eylül saldırılarının ardından dünyanın önde gelen istihbarat servisleri görev alanlarını tanımlarken istihbarat faaliyetlerinin başlıca hedefinin uluslararası terör ve suç örgütleri olduğunu vurgulamaktadırlar. ABD’nin El Kaide’ye karşı ya da Rusya’nın Çeçenlere ve ülkede sayıları 90’lı yıllarda hızla artmış olan mafyalara karşı yürütmüş olduğu operasyonlar bu kapsamda değerlendirilebilir. Bu dönüşümü de göz önünde bulundurarak, istihbarat servislerinin temel iki fonksiyonu olduğunu söyleyebiliriz. Bunlar; “askeri ve güvenlik tehditlerinin tahmin edilmesi ve bu tehditlere karşı konulması” ve “sosyal kontrolün sağlanması”dır.[4] Ancak Peter Gill’in de belirttiği gibi bu durum totaliter devletlerde daha çok sosyal kontrolün sağlanmaya çalışılması ve iç tehditlere yoğunlaşma şeklinde ortaya çıkarken demokratik ülkelerde daha çok dış tehditlere yoğunlaşılmaktadır.[5] SSCB dönemi istihbarat servisleri için de iç muhalefetin susturulması, tasfiyesi ve sindirilmesi önemli bir faaliyet alanıydı. Hatta Therkelsen’in kitap incelemesinde belirttiği gibi Rus istihbarat servislerinin atası sayılabilecek “Okhrana” nın, kanunun ve düzenin korunmasını amaçlayan bir servis olup rejimin varlığının korunması için özellikle devrimcileri, anarşistleri ve diğer siyasi sorun olabilecek grupları ortadan kaldırmakla görevli olduğunu söyleyebiliriz.[6]

 

Rusya’da İstihbaratın Kökleri

Rusya’da istihbarat ve istihbarat servisleri köklü bir geçmişe ve geleneğe sahiptir. Her ne kadar, Rusların geçmişinde sahip oldukları istihbarat servislerini incelediğimizde karşımıza birçok istihbarat servisi çıksa da bu servisler genel itibarıyla aynı kaynaktan gelmekte ve her biri, bir öncekinin kurumsal hafızasını devam ettirir niteliktedir. Okhrana (1881), Çeka(1917), GRU(1922), OGRU(1924), NKVD(1934), NKGB(1941), MGB(1946), MVD(1953), KGB(1954), MSB(1991), AFB (1991), MB(1992), FSK(1993) ve FSB(1995) bu istihbarat servisleri arasındadır.[7] Bu servislerin genel olarak hangi fonksiyonları yerine getirdiğine baktığımızda ise karşımıza sosyal kontrol ve iç tehditler, düşman devletlerin faaliyetlerine karşı (dış tehditler), teknoloji istihbaratı ve suç örgütlerine karşı yürütülen istihbarat çıkmaktadır. Daha önce de belirttiğimiz gibi, bu istihbarat servislerinin atası sayılabilecek Okhrana 1880’li yılların başında çarın ve ailesinin korunması ve politik suçların soruşturulmasıyla görevliydi.[8] İngiliz casusluk tarihçisi Richard Deacon’un 1970’li yıllarda ifade ettiği şekliyle, “Okhrana, aslında, 19.yy’ın sonlarında tasarlanmış casusluğun en geniş formu olan ve hala günümüz Sovyet casusluk ve karşı-casusluğunun temelini oluşturan, kapsamlı ve koordine casusluk ve karşı-casusluk örgütüdür.”[9] Okhrana’dan başlayarak istihbarat servisleri yalnızca ülke sınırları içerisinde değil hemen tüm dünyada faaliyet göstermişlerdir. Yurt dışındaki faaliyetlerinde o ülke vatandaşlarından ajan olarak sıkça faydalanılmıştır. Örneğin, Okhrana 1883 yılında Paris’e büro açmış ve Fransız ajanlardan ve Fransız istihbarat servisi Sûreté Generale’den de faydalanmıştır.[10] Sovyetler Birliği döneminde de bu yönteme sıkça başvurulmuştur. Özellikle Sovyet Cumhuriyetlerindeki istihbarat servislerinden çok etkin bir şekilde faydalanılmıştır. Karşı kutuptaki ülkelerde ise Komünist Parti üyelerinden ve sol ideolojiyi benimsemiş insanlardan istifade edilmiş ve bu insanlar çoğu zaman ajan olarak kullanılmışlardır. İngiltere’de ise özellikle Cambridge olmak üzere birçok üniversitede ajan yetiştirilmiştir.[11] 1930’larda yetiştirilen ajanlar 2. Dünya Savaşı sırasınca Sovyetler Birliğine önemli hizmetlerde bulunmuşlardır. Kim Phillby, Guy Burgess, Anthony Blunt, Donald Maclean Cambridge beşlisi olarak bilinen ajanların dördü ve dönemin en bilinen Sovyet ajanlarındandır.[12] Bu kişiler Birleşik Krallık bürokrasisinde Washington büyükelçiliğinde, İngiliz istihbarat servisleri MI5 ve MI6’da ve Kraliçe Elizabeth’in özel sanat danışmanlığı dahil olmak üzere birçok önemli görevler üstlendiler. Bu görevleri sayesinde Sovyetler Birliğine önemli siyasi ve stratejik bilgiler sağladılar.

 

1917 yılında rejimle birlikte istihbarat servisinin adı da değişmiştir. Belki de devrimle birlikte diğer her şey de olduğu gibi istihbarat servisinin de yeni bir kabuğa bürünmesi hedeflenmekteydi. Ancak Okhrana’nın yerini alacak Çeka’nın da en büyük misyonu, koruduğu rejim değişmiş olsa da, rejim karşıtlarının tespiti ve tasfiyesi olmuştur. Çeka’nın ilk lideri Felix Dzerzhinsky, örgütün görevini devrim karşıtı hareketlerin veya bu yöndeki girişimlerin ve sabotajların bastırılması ve tasfiye edilmesi ve kaynağı ne olursa olsun tüm sabotajcıların ve devrim karşıtlarının devrim mahkemeleri önüne çıkarılması olarak tanımlamıştır.[13] Daha sonra istihbarat kurumlarının ismi değişse de istihbaratçılar ‘Çekistler’ olarak anılmaya devam edecektir.

 

Rejimin korunması bu kadar önemli olunca halka uygulanan baskının boyutları da o denli büyümekteydi. Rejim karşıtı olarak tespit edilenler için idam veya Sibirya’ya sürgün edilmek olası cezalardandı. Doğu Sibirya’da yer alan Kolyma çalışma kamplarında 1938 ve 1953 yılları arasında 3 milyon tutsağın hayatını kaybettiği tahmin edilmektedir.[14] SSCB döneminde Çeka’dan başlayarak tüm istihbarat servisleri toplumsal kontrolü sağlamak adına bazı zamanlar beş yüz binlere varan istihbarat elemanı kullanmış ve Ekim devriminden sonra başta Menşevikler olmak üzere muhalif kesimlerin susturulması hedeflenmiştir. Kilise, diğer dinler ve dini kurumlar da istihbarat örgütlerinin böylesi bir muamelesine maruz kalmışlar ve baskı altına alınmaya çalışılmışlardır. Hatta Stalin ve NKVD döneminde gerçekleşen ve ‘Büyük Temizlik’ ya da ‘Büyük Terör’ olarak bilinen olaylarda yalnızca muhalifler değil, Komünist Parti, hükümet ve hatta NKVD üyeleri tutuklanmıştır.[15] Belki de bu durumun oluşmasında, Stalin’in Lenin de olduğu gibi ve ondan çok daha fazla bir şekilde, paranoyaya varan bir boyutta, Batı devletlerince hazırlanan devrim karşıtı komploların bulunduğu düşüncesi etkili olmuştur.[16] Bu sebeple Stalin döneminde yanılmaz ve hata yapmaz lider kültünü, liderin etkili olduğu parti devletini ve gözlem ve casuslukla görevli istihbarat örgütünü görüyoruz. Bununla birlikte genel olarak Rusya’da ve dünyada istihbarat servislerinin görevlerine baktığımızda ise karşımıza örtülü operasyonlar, askeri güvenlik, liderin korunması, gözetleme, teknik ve karşı istihbarat ve sınır güvenliği çıkar. Bu faaliyetler Rusların istihbarat geçmişinde de karşımıza sıklıkla çıkmaktadır. İstihbaratın önemini göstermesi açısından ise Barbarossa Harekatı’na bakmak ve onu incelemek yerinde olacaktır. Stalin’in istihbarat kaynaklarınca getirilen bilgileri dikkate almayıp, Almanya ile yapılan saldırmazlık paktına itimat etmesiyle Sovyetler Birliği kendisini beklemediği bir saldırının içerisinde bulmuştur. [17] Böylece Almanya, 2. Dünya Savaşı’nın doğu cephesini açmıştır. Bu da 20.yy’daki en büyük istihbarat hatalarından birisi olarak tarihe geçmiştir.

 

Tabi ki, Sovyetler Birliği döneminde de günümüzde Rusya zamanında da istihbarat faaliyetleri yalnızca sosyal kontrolün sağlanması ve muhaliflerin susturulması için kullanılmıyordu. Örneğin, Sovyetler Birliğinin en önemli amaçlarından birisi de karşı kutbun lideri konumundaki ABD’den askeri, nükleer ve uzay teknolojileri konusunda geri kalmamaktı. Öyle ki, II. Dünya Savaşı’nı desteklemek üzere 1941 yılında NKVD bünyesinde siyasi istihbarat faaliyetlerini yürüten şubeden farklı olarak bilim ve teknik alanındaki casusluk faaliyetleri için ayrı bir şube kurulmuştur.[18] Bu alandaki istihbarat faaliyetleri Sovyetlere zaman ve para kazandırıyor ve teknoloji alanında rakiplerinin gerisine düşmesini önlüyordu. Fakat bazı yazarların eleştirdiği şekliyle bu durum uzun vadede Rus teknolojisi için kötü sonuçlar doğurmuştu. Çünkü birisinin ayak izlerini takip eden kişi hiçbir zaman birinciliği ele geçiremez ve hiçbir zaman öndekinin izlediği yoldan farklı bir yol izleyemezdi.[19]

 

KGB (Komitet Goudarstvennoi Bezopastnosti)

İstihbarat servisleri, Ruslar için özellikle Sovyetler Birliği’nin kuruluşundan itibaren çok önemli bir konuma sahip olmuştur.  KGB ise bu istihbarat servisleri arasında en fazla ön plana çıkanıdır. 1954 yılında kurulan KGB’nin amblemi ilk Sovyet istihbarat servisi Çeka’nın, devrimin korunmasını simgeleyen kalkan ve düşmanları cezalandıran kılıçtan oluşan, ambleminden uyarlanmıştır.[20] Bu durum da KGB’nin, SSCB’nin ilk istihbarat servisi Çeka’nın devamı niteliğinde bir örgüt olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla ülkedeki muhalefetin susturulması ve sosyal kontrolün sağlanmasının, Çeka’da olduğu gibi KGB’nin başlıca görevlerinden birisi olduğunu söyleyebiliriz. Devrim karşıtlarının tasfiyesi görevini de yapan örgüt, güvenlik, istihbarat ve karşı istihbarat faaliyetlerinde bulunuyordu. Kurumun merkezi ise Moskova’da yer alan Lubyanka binasıydı. Hangi alanlarda faaliyet gösterdiğini anlayabilmek adına KGB’nin, 1991 yılında gerçekleştirilen darbe girişiminden önceki yapılanmasına baktığımızda 4 ana ve bazı yan müdürlüklerden oluştuğunu görmekteyiz. Bunlardan birinci (istihbarat), ikinci (iç güvenlik ve karşı istihbarat), sekizinci (iletişim ve kriptografi) ve numaralandırılmamış olan (sınır güvenliği) ana müdürlükler ve üçüncü (askeri karşı istihbarat), dördüncü (ulaşım), beşinci (ideolojik karşı istihbarat ve muhalifler), altıncı (ekonomik karşı istihbarat), yedinci (gözetleme), dokuzuncu (devlet güvenliği), on beşinci (devlet kurumlarının güvenliği), on altıncı (iletişimin ele geçirilmesi ve sinyal istihbaratı) müdürlük ve numaralandırılmamış olan askeri yapılanma müdürlüğü yan müdürlüklerdir.[21]

 

Kurumun, Sovyetler Birliği içerisinde ne kadar etkin olduğunu göstermesi açısından iki örnek verebiliriz. Bunlardan ilki Yuri Andropov ve ikincisi ise Vladimir Kryuçkov’dur. KGB’nin, Sovyet karar alıcılara istihbarat sağladığı için, Sovyetlerde politika üretilmesinde etkili olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca KGB’nin başında bulunan kişinin kimi zaman geçici kimi zaman ise daimi politbüro üyesi olması da Sovyet dış politikasına etkide bulunduğunu göstermektedir. Politbürodaki daimi üyeliği ve özellikle Doğu Avrupa’yı ilgilendiren dış politika konularındaki rolü Andropov’un siyasi olarak yıldızının daha da parlamasına neden olmuştur.[22] 1967 ile 1982 yılları arasında 15 yıl KGB’nin başında bulunan Andropov daha sonra Sovyetlerin başkanı olmuştur. Bunun arkasında Andropov’un Macaristan’da elçilik görevini yürüttüğü sırada 1956 devriminde oynadığı başarılı rolün de etkisi vardır.[23] Vladimir Kryuçkov ise KGB’nin ve Sovyetlerin son başkanı Mihail Gorbaçov’a karşı düzenlenen başarısız darbe girişiminin başında bulunuyordu. Darbe girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasıyla KGB’nin başına Vadim Bakatin getirilmiştir. Ayrıca siloviki denen asker ve istihbarat kökenli politikacılar Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra da Rusya Federasyonu içerisinde etkili olmuşlardır. KGB’de üst düzey görevlerde bulunan Vladimir Putin’de bunlardan birisidir. İstihbarat kurumlarında geçmişi olan politikacıların ülke yönetiminde etkili olduklarında, dış politika yapımında istihbaratı arka kanal diplomasisi olarak kullandığını görmekteyiz. Yuri Andropov da dahil olmak üzere KGB’nin başında bulunan kişiler bu yöntemin destekçisiydiler.[24]

 

Çok sayıda çalışanı ve ajanı bünyesinde bulunduran KGB’nin tam olarak kaç kişiden oluştuğunu bilemiyoruz. Ancak Yevgenia Albats’ın belirttiği şekliyle 1991 yılında gerçekleşen darbe girişimi öncesi KGB’nin 400.000 ile 700.000 arasında çalışanı bulunmaktaydı.[25] Bu anlamda Ruslar geçtiğimiz yüzyıl boyunca istihbarat örgütlerinin büyüklüğü açısından dünyanın önde gelen milletlerinden birisi olmuştur. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla nüfus yaklaşık 300 milyondan 150 milyona düşmüş ve 428 Sovyet vatandaşına düşen bir ‘Çekist’ artık 297 Rus vatandaşı için bulunur hale gelmişti.[26]

 

KGB de selefleri gibi sosyal kontrolün sağlanması için etkin bir şekilde kullanıldığı gibi ülke dışındaki operasyonlarda da ‘Sınır Güvenliği’ ile birlikte görev almaktaydı. Örneğin, 1979 yılında Afganistan’da başkan Hafizullah Amin’nin sarayının ele geçirilmesinde Grup B ve 1991 yılında Litvanya’daki milliyetçi ayaklanmanın kanlı bir şekilde bastırılmasında Alfa Grubu olarak da bilinen Grup A-7 kullanılmıştır.[27] Aslına bakılırsa ülke dışında gerçekleştirilen operasyonların temelinde, özellikle üçüncü dünya ülkelerinde, komünizmin desteklenmesi yatmaktadır. En önemli hedef bu ülkelerde bu ideolojiyi benimsemiş partilerin yönetime geçmesiydi. Yabancı ülkelerde kullanılan ajanlar ise komünizme sempati duyan kişilerin eğitilmesiyle sağlanmaktaydı. Ayrıca Chebrikov, Sovyetler Birliğine ideolojik olarak yakın olan ülkelerin istihbarat servislerinin KGB tarafından uydu servisler olarak kullanıldığını ve gerçekleştirilen operasyonlarda KGB ve uydu istihbarat servisleri arasında bir bağ bulunduğunu belirtmektedir.[28] Amy W. Knight ise KGB’nin ülke dışındaki faaliyetlerini iki kategoriye ayırmaktadır. Bunlardan ilki istihbarat toplamayı, casusluğu ve saldırgan karşı istihbarat faaliyetlerini içermekteyken ikincisi ise propaganda, sabotaj ve yanlış bilgilendirme faaliyetlerini içermektedir.[29]

 

1970’li yıllarda Batı ile başlayan ‘yumuşuma’ dönemi KGB’nin bu ülkelerde daha rahat hareket etmesine neden olmuştur. Böylece ajanların yasal bir sıfatla bu ülkelere girmelerine imkân sağlanabiliyordu. Bu durum özellikle endüstriyel ve teknoloji casusluğu açısından büyük bir kolaylık sağlamıştır. 1980’li yıllarda ise Fransa, ABD ve Federal Almanya’dan teknoloji transferi yapıldığına dair kanıtlar bulunmaktadır. ABD savunma bakanlığının 1985 yılında CIA ile birlikte yayınladığı beyaz kâğıtta, bütün Sovyet askeri araştırma projelerinde –ki bu 1970’lerin sonu için yıllık 4000’nin, 1980’lerin başı için yıllık 5000’nin üzerinde proje demek- Batının, yasal veya yasal olmayan yollarla elde edilmiş, teknik dokümanlarından ve donanımlarından faydalanıldığı belirtilmektedir.[30] Bu dokümanların elde edilmesinde KGB ve askeri istihbarat servisi GRU etkiliydi. Bu faaliyetler için KGB yurt dışında elçilik çalışanlarından, akademik değişimlerden ve ticaret heyetlerinden yararlanmaktaydı. GRU ise KGB ile ilintili bu faaliyetlere ek olarak çalışanlarını devlet havayolu şirketi ‘Aeroflot’ ve ticaret filosu ‘Morflot’ ile gizli bir şekilde kullanmaktaydı.[31]

 

Soğuk savaş dönemi boyunca CIA’in en büyük tehdit algılarından birisi olan KGB’nin CIA’in içine sızma faaliyetleri ihmal edilmemekle birlikte hile ve yanlış bilgilendirme faaliyetlerine, 1954 ve 1974 yılları arasında CIA karşı istihbarat bürosunun başında bulunan James Angleton tarafından da dikkat çekilmekteydi.[32] Bu durum da en başta belirtildiği şekliyle iç ve dış tehditler olmak üzere istihbarat servislerinin üzerine eğildiği iki noktadan ikincisini göstermektedir. Soğuk savaş süresince doğu ve batı bloğunda bulunan istihbarat servisleri ama özellikle KGB ve CIA birbirlerini en tehlikeli dış tehdit olarak algılamışlardır. Soğuk savaşın üzerinden yıllar geçtikçe de birbiri içine sızmış birçok ajandan bahsedilmeye ve bu ajanlar hakkında kitaplar yazılmaya başlanmıştır. Kimi ideolojik sebeplerle kimi kişisel çıkarlar dolayısıyla karşı taraf için ajanlık yapan kişilerden birisi de Pyotor Popov’dur. Rus askeri istihbarat (GRU) elemanı olan Popov CIA için hizmet etmeye gönüllü olarak başlamıştır. Onun karşı taraf için ajanlık yapmasının altında ise ideolojik sebeplerden çok Stalin ve o dönemdeki komünist sistemin Popov’un ailesi üzerinde yaptığı kötü etki ve sonucunda gelen zor bir çocukluk ve gençlik dönemi vardır.[33] O zaman için KGB’ye karşı yürütülen operasyonlardan sorumlu CIA yöneticisi olan Tennent H. Bagley, günümüzde her ne kadar çifte ajan olabileceği düşünülse de, KGB’nin karşı istihbarattan sorumlu ikinci müdürlüğünde üst düzey yönetici olan Yuri Nosenko’nun ise para sıkıntısı çektiği için 1962 yılında bir konferans dolayısıyla bulunduğu Cenevre’de CIA ile irtibat kurduğunu ve onlar için hizmet etmeye başladığını belirtmektedir.[34]

 

Mihail Gorbaçov döneminde yaşanan ‘glasnost’ (açıklık ve şeffaflık) ve ‘perestroyka’ (yeniden yapılanma) ile birlikte ülkenin birçok anlamda kötüye doğru gitmesi KGB’nin de bu koşullardan etkilenmesine sebep olmuştur. Halk tarafından KGB’ye karşı artan şeffaflık talepleri Waller’ın belirttiği şekliyle Çekistleri tarihte ilk kez lidersiz ve hazırlıksız bir şekilde savunma konumuna düşürmüştü.[35] Geçmişinde insan hakları ihlalleri yaptığına dair iddialar sürekli olarak artan KGB isim değişikliğine uğrayacak olsa da güvenlik örgütlerindeki bürokratik ve merkeziyetçi yapıda çok fazla değişiklik olmayacak bilakis Vladimir Putin gibi silovikilerin politikadaki etkisi Felix Dzerzhinsky’den itibaren istihbarat örgütlerinde süregelen çekist geleneğinin devam etmesini sağlayacaktır.

 

FSB (Federalnaya Sluzhba Bezopasnosti)

KGB’nin başındaki son isim olan Vadim Bakatin, bir anlamda Gorbaçov tarafından KGB’nin sonunu getiren sürecin hazırlanması için atanmıştı.[36] 1991 yılında gerçekleştirilen darbe girişiminden sonra KGB’nin politik etkisini kırmak isteyen Gorbaçov’un böylesi bir hamle yapması normal karşılanabilir. Ancak daha sonra Boris Yeltsin tarafından Rus parlamentosu savunma ve güvenlik komitesi başına getirilen Sergei Stephasin KGB’nin Sovyetler Birliği çöküşünden sonra da Yeltsin hükümetinin kontrolü altında yaşamaya devam etmesi için çabalamıştır.[37] Güvenlik servislerinde isim değişiklikleri yaşanmasına rağmen genel anlamda geçmişten gelen yapının devam ettirildiği görülmektedir. Boris Yeltsin tarafından 21 Aralık 1995’te KGB’nin güvenlik ve iç ve karşı istihbarat birimlerini tek bir çatı altında toplayacak şekilde FSB yaratılmıştır.[38] Bakatin ise güvenlik servisleri içerisindeki değişimi tanımlarken ‘tepeden tırnağa tüm yapının aynı kaldığını’ belirtmiştir.[39] Yeni kurulan FSB, özel mülk alanına girebilme, şüphelileri gözaltına alma, SVR ile ortak yurt dışı operasyonları yapma, özel şirketler kurma ve özel sektörün güvenlik personelini eğitme gibi yetki ve görevleri bulundurmaktadır.[40]

 

Daha önce Doğu Almanya’da KGB bünyesinde bilimsel ve teknik bilgi istihbaratı faaliyetlerinde de bulunmuş olan Putin’in ilk olarak 1998 yılında istihbarat servisi FSB’nin başına daha sonra ise başbakanlığa ve en sonunda başkanlığa geçmesiyle, Sovyet sonrası dönemde ülkede zor dönemler geçiren askeri ve istihbarat kurumları eski günlerine dönüş sinyali vermişler ve yeniden yapılanmaya gitmişlerdir. Yeniden güçlenen bu kurumların hedefinde terörle mücadele ilk sırada yer alıyorsa da ekonomik ve siyasi amaçlı istihbaratlar başta olmak üzere bazı alanlarda bu kurumlar Putin tarafından etkin bir şekilde kullanılmaktadır. 1999 yılında Moskova’daki 300 kişinin öldüğü patlamada Çeçenler suçlanmış ve Putin, FSB’nin başına geçmesinden itibaren Çeçenlerle mücadeleye öncelik vermiştir.[41]

 

Daha sonraki yıllarda diğer birçok istihbarat servisinin öncelikli hedefi olduğu gibi Rus ve Amerikan istihbarat servislerinin de hedefleri arasında bulunan uluslararası terör ve suç örgütlerinin ortaya çıkışında Sovyetler Birliğinin ve ABD’nin etkisini görmek mümkündür. Çünkü soğuk savaş yıllarında üçüncü dünya ülkelerindeki ideoloji savaşında süper güçler rakiplerine karşı, bölgede ortaya çıkmaya çalışan terör örgütlerini desteklemişlerdir. Bunun örnekleri olarak Sovyetlerin 1979 Afganistan müdahalesi sırasında ABD tarafından desteklenen örgütlerden birisi olan El-Kaide’yi[42] veya Sovyetlerin Ortadoğu’da sol ideolojiyi benimsemiş islami radikal grupları desteklemesini verebiliriz.[43] Ayrıca El-Kaide’nin ortaya çıkışında Sovyetlerin dolaylı etkisi de bulunmaktadır. 20.yy’ın büyük bölümünde Orta Asya’da bulunan Müslümanlara baskı uygulayan ve dinlerine saldırıda bulunan Ruslar, Sovyetlerin çözülmeye başladığı ‘perestoyka’ yıllarında bölgede El-Kaide benzeri radikal grupların ortaya çıkmasına neden olmuştur.[44] Bununla birlikte özellikle Eylül 2001’de Pentagon ve New York’taki ticaret kulelerine gerçekleştirilen saldırıların sonrasında hem ABD hem de Rusya benzeri terör örgütlerle mücadelelerini arttırmışlardır. Böylelikle, istihbarat ve güvenlik alanında eski rakip olan bu iki ülke 21.yy ile birlikte değişen güvenlik algısı ve küresel tehdit haline gelen uluslararası terör örgütlerine karşı işbirliğine gitmeye başlamışlardır. Bu bağlamda 6 Aralık 2004 tarihinde FSB yöneticisi Nikolay Patrushev ile FBI yöneticisi Robert Muller özellikle uluslararası terörizmle ve ağır tahrip gücüne sahip silahlı suçlarla mücadeleyi kapsayan işbirliği muhtırasını imzalamışlardır.[45]

 

Günümüz Rusya’sında dış istihbarattan sorumlu olan SVR ve askeri istihbarat servisi GRU bulunmakla birlikte FSB iç güvenlik misyonunu, sinyal istihbaratını ve eski Sovyet Cumhuriyetlerinde giderek artan istihbarat faaliyetlerini üstlenmiş durumdadır.[46] Rusya Federasyonu, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra da bölge ülkeleri ile, özellikle BDT (CIS) ülkeleri, istihbarat konusunda yakın ilişkiler geliştirmeye devam etmektedir. FSB tarafından BDT ülkelerindeki emsal istihbarat örgütleri ile birlikte, güvenlik alanında işbirliğini geliştirmek adına yıllık toplantılar yapılmaktadır.[47] Rusya özellikle bölgedeki çıkarları için bu işbirliğine önem vermektedir. Suç ve terör örgütlerine karşı bölgede ortak hareket etme, bu işbirliği kapsamında hedeflenmektedir. Özellikle Kazak, Özbek, Gürcü ve Azeri güvenlik örgütleriyle Çeçen grupların Ortadoğu’daki destekçilerine ulaşabilme adına işbirliğine gidilmektedir.[48] Organize suç örgütleri ve uyuşturucu ve silah kaçakçılığı gibi bazı sınıraşan suçlar kapsamında da birlikte hareket edilmektedir. Terör ve suçla mücadele dışında, Rusya’nın bu işbirliğinden sağladığı diğer fayda ekonomik çıkarların gözetilmesidir. Özellikle Kuzey Kafkasya’da Çeçenlerle yaşanan sorunlar,  Hazar bölgesine bağlanan enerji yolunu tehdit etmesi hasebiyle ekonomik çıkarları olumsuz etkilemektedir. Bu anlamda Rusya’nın bölge ülkelerine etkide bulunmak için istihbarat kanalını etkin bir şekilde kullandığı görülmektedir.

 

Sovyetler Birliğinin dağılmasının ardından Rusya’daki başlıca terörle mücadele faaliyetleri olarak Çeçenlerle girişilen iç savaş ve iç savaş sonrasında Çeçenlerin çeşitli şehirlerde giriştikleri çok sayıda rehine içeren bombalı baskınları sayabiliriz. Bu bağlamda 2000 yılında Bağımsız Devletler Topluluğu bünyesinde Anti-Terörizm Merkezi kurulmuştur.[49] Ancak bu merkezin karmaşık yapısından dolayı henüz kurulduğu ilk yıllarda etkin bir şekilde çalıştığını söyleyebilmek güçtür.[50] Terörle mücadele kapsamında bilgi paylaşımı ve işbirliğinde yaşanan sıkıntılar Rusya’nın federal ve bölgesel kurumları arasında da yaşanmaktadır. Bu anlamda FSB dışında İç İşleri Bakanlığı, Savunma Bakanlığı ve Kuzey Kafkasya’da bölgesel anlamda faaliyet gösteren ROSH ve OGV birimleri de terörle mücadelede görev alan birimlerdendir. 2004 yılında Beslan’da bir okula gerçekleştirilen terör saldırısı da yerel birimlerin terörle mücadele de etkisiz kaldığını göstermiştir.

 

KGB dönemine 16. Müdürlüğün üstlendiği sinyal istihbarat (SIGINT) faaliyetlerinde ise 2003 yılında Putin tarafından dağıtılan FAPSI’dan sonra FSB ve SVR arasında görev dağılımına gidilmiştir.[51] Uzay sistemlerinin, uyduların, radarların ve radyo dalgalarının çok önemli bir yer tuttuğu sinyal istihbaratı faaliyetlerine verilen ehemmiyet Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla azalmış ve bu alandaki faaliyetler sekteye uğramış, yurt dışında bulunan tesisler kapatılıştır. Bu durumun sebeplerinde birisi de soğuk savaş döneminde ABD ile girilen uzay teknolojisi yarışlarının bir parçası olan sinyal istihbaratı faaliyetlerinde soğuk savaşın sona ermesiyle ABD’ye nispeten geride kalınmış olmasıdır. Öyle ki bu amaçla uzaya gönderilen önemli roket ve uydulardan olan Zenit-2, DS, Tselina Sovyetler Birliği döneminde faaliyete geçmiştir.[52] Ancak bununla birlikte Rusya’nın uydu sistemleri, görüntüleme faaliyetleri ve sinyal istihbaratına dair faaliyetlerini bırakacağını düşünemeyiz.

 

İstihbaratın, Sovyetler Birliği döneminde sıklıkla karşımıza çıkan fonksiyonlarından birisi olan muhalif kesimin susturulması fonksiyonunun, eski KGB ve FSB çalışanlarından olan Putin ve arkadaşlarının yönetiminde de devam ettiği düşünülmektedir. Reuel Marc Gerecht’in bu durumu vurgulamak için paylaştığı, 2000 ve 2006 yılları arasında gerçekleşen şüpheli ölümler arasında eski KGB ajanı Alexander Litvinenko’dan, gazetecilere ve Çeçen liderlere kadar birçok isim bulunmaktadır.[53] Gerecht ayrıca muhalif gazeteci ve işadamlarının susturulmasının arkasında Putin’in FSB devletinin bulunduğunu da belirtmektedir.

 

SONUÇ

İstihbarat faaliyetleri genel anlamda ülke içinde ve dışında olmak üzere iki temel alanda yürütülmektedir. Görüldüğü üzere Rusya’nın tarihinde de bu iki alanda yürütülen istihbarat faaliyetlerine rastlanmaktadır. Kimi zaman içerideki kimi zaman ülke dışındaki faaliyetlere yoğunlaşılmış olsa da istihbarat ve istihbarat kurumları, son iki asır düşünüldüğünde, ülke içindeki önemini korumuştur. Bununla birlikte istihbarat faaliyetlerinin bugünkü konumuna gelmesinin sebeplerinin altında, Rusların sahip olduğu merkeziyetçi devlet yapısı ve dolayısıyla muhalefetin etkisiz hale getirilme çabaları yatmaktadır. Ruslar istihbaratı dış tehditler için kullanmaya ise ağırlıklı olarak Soğuk Savaş döneminde ABD ile yürüttüğü mücadele çerçevesine başlamıştır.

 

Özellikle Sovyetler Birliği döneminde parti devletiyle bütünleşen istihbarat kurumları ülkenin politikalarının belirlenmesinde, sağladığı istihbari bilgilerle etkin bir rol oynamıştır. Sovyetlerin dağılmasıyla istihbarat ve güvenlik kurumlarında yaşanan bazı değişiklikler bu kurumların geçmişiyle bağını koparacak ölçüde reformist olmamıştır. Dolayısıyla kurumlar merkeziyetçi, bürokratik ve hiyerarşik yapısını muhafaza ettirmiştir. 1991 ve sonrasındaki yıllarda Çeçenlerle yürütülen mücadelede alınan başarısızlıklar ise Putin ve diğer siloviki arkadaşlarının istihbarat ve güvenlik örgütlerine yeniden önem vermesine neden olmuştur. Putin rejimi boyunca da başta FSB, SVR ve GRU olmak üzere istihbarat kurumları önemli misyonlar üstlenmiştir. İlerleyen dönemlerde de istihbarat faaliyetlerinde çevre ülkelerle ve hatta ABD ile işbirliğine gidilmesi hedeflenmiş ve bu yönde adımlar atılmıştır. Bunula birlikte özellikle demokratik değerleri ön planda tutan devletler, Rusya’daki istihbarat faaliyetlerinin insan hakları ihlallerine karşı temkinli davranmaktadır. Değinildiği üzere istihbarat kurumları geçmişten gelen en önemli özelliğini yani iç muhalefetin susturulmasına yönelik faaliyetlerini devam ettirmektedir. 2000’li yıllardan sonra dahi devam eden şüpheli ölümler ve oligarkların merkezi otoriteye önemli ölçüde bağlanması da bu durumu kanıtlar nitelikteki gelişmelerdir.

 

Çok kutuplu dünya düzeninde önemli güçlerden biri olarak kalmayı hedefleyen Rusya, askeri, güvenlik ve istihbarat alanında dünyanın önde gelen güçlerinden biri olmayı arzulamakta ve en azından sahip olduğu konumu ve kazanımları kaybetmek istememektedir. Bu sebeple ilerleyen yıllara baktığımızda Rusya’nın, özellikle Putin ve yönetimindeki çok sayıda siloviki politikacılarına benzeyen yöneticiler bulunduğu sürece, istihbarata ve güvenliğe bakış açısı değişmeyecek gibidir. İstihbarat faaliyetleri sonucu elde edilen veriler Rusya’nın politikasını belirlemede önemini koruyacaktır. Çok geniş topraklara sahip olan ve çeşitli federasyonları, yönetimleri ve toplumları içinde barındıran Rusya özellikle yerel ve merkezi istihbarat kurumları arasındaki işbirliğini yüksek boyutlara taşımayı ve birden fazla sayıda sahip olduğu (FSB, SVR, GRU..) istihbarat kurumları arasındaki karmaşık görev dağılımını sonlandırmayı hedefleyecektir.

 

Mustafa Ateş – Akdeniz Üniversitesi
Uluslararası İlişkiler (Yüksek Lisans)
PDF Tam Metin indir

Etiketler: / / / / / / / / / / / / / / /

www.academidea.com üzerindeki tüm içerikler telif hakkında tabidir. İçerik linki açık bir şekilde kaynak gösterilmeden paylaşılması durumunda hukuki işlem başlatma hakkını saklı tutar.