$ DOLAR → Alış: 3,57 / Satış: 3,59
€ EURO → Alış: 3,77 / Satış: 3,78

Modernleşmenin İkiz Çocukları, Tüketim Toplumu ve Medya İlişkisi Üzerine

Modernleşmenin İkiz Çocukları, Tüketim Toplumu ve Medya İlişkisi Üzerine
  • 740 kez okundu

Günümüzde popüler tüketim kültürünü kitlelere empoze eden en önemli kaynak medyadır. Özellikle; toplumsal ve siyasal yapının henüz tam anlamıyla yerleşmediği, kurumsallaşmadığı Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde medya aracılığıyla yayılan popüler tüketim kültürü, toplumsal anlamda kültürel erozyona ve yozlaşmaya neden olmaktadır. Bu bağlamda tüketim toplumu ve medya ilişkisi çok iyi değerlendirilmesi gereken iki süreçtir.

 

Gelişen küresel ekonomi güçleri, özellikle AB ülkeleri ve ABD, dünyayı büyük tek bir pazar olarak görmekte ve eski merkantalist-ulusal ekonomi yanlısı politikaları dışlamaktadır. Birkaç yüz yıl öncesine kadar milliyetçiliği ve ulusal ekonomiyi kendilerine dayanak yaparak güçlenen ve gelişen Batı kapitalizmi artık; ulusal ekonomi yönlü merkantalist politikaları her geçen gün büyüyen ve gelişen dünya pazarını daraltan bir unsur olarak görmektedir. Özellikle Sovyet İmparatorluğu’nun yıkılmasıyla özgürlüğüne kavuşan uluslar arasında ortaya çıkan mikro-milliyetçiliğe dayalı savaş ve istikrarsızlık ortamı, Batılı ülkelerde büyük endişeye yol açmaktadır. Çünkü ; savaş ve istikrarsızlıklar piyasa ekonomisinin ve demokrasinin işlemesine bir engel teşkil etmektedir.

 

Batılı düşünürlerin gözüyle; dünya büyük bir pazar haline gelmekte ve acımasız bir rekabetin olduğu bu pazarda, sadece mal ve hizmetler değil; aynı zamanda yerel-ulusal kültür ve değerler de bu rekabet ortamında var olma savaşı vermektedir. Bu rekabet ortamı, elbette ki güçlü olanın kazanmasıyla sonlanmaktadır. Politik ve ekonomik anlamda güçlü olan ülkeler,  ister istemez kendi ulusal kültür ve değerlerini, açık pozisyonda ve ekonomi-politik anlamda güçsüz olan ülke insanlarına enjekte etmektedirler.

 

Kültür emperyalizmi ve tüketim toplumu denilince akla ilk gelen ülke ABD’dir. Birçok düşün ve yazın adamı, Amerikan kültürünün medya aracılığıyla dünya toplumlarına yaygınlaştırıldığı konusunda hemfikirdir. Ancak bu düşüncedeki en büyük eksik, tarihi henüz üç asra bile dayanmayan ve her ne kadar bazı kitaplarında “ulus devlet” olarak tanıtılsa da Amerika’nın bu kültür emperyalizmi ve popüler kültürü enjekte edişini şovenist ve asimilasyona dayalı bir anlayışla yapmadığı gerçeğidir. 1776’da Büyük Britanya’ya karşı bağımsızlık savaşı veren Amerika; birçok ırk ve kültürden oluşan, her bireyin ekonomik çıkarlarını ve girişimlerini sonuna dek korumaya çalıştığı atomize bir yapıya sahipti. Amerika da aynı yapının geçerli olduğunu bugün de söyleyebiliriz.

 

Kar maksimizasyonuna dayalı iktisadi bir yapıya sahip olan Amerikan toplumu, kültürel ve sosyal yapısını da bu iktisadi labirentin içinde geliştirmiştir. Bunun sonucunda da ortaya toplam talebin toplam arzdan biraz daha fazla olduğu, yani hazır talebin her zaman bulunduğu, popüler kültür ve tüketim toplumu oluşturulmuştur.

 

Tüketicilerin, “bir materyal dünyasında yaşayan” varlıklar olarak görülmesi tüketim toplumunun ruhunun keşfedilmesidir. Dünyamız tüketim objeleriyle desteklenen anlayışla işgal edilmekte, insanların sahip oldukları şeylerle karakterleri analiz edilebilmektedir. Pazarda geçirdiğimiz vakit, rutin sosyal ilişlerin dışında, giderek objelerin peşinden koşmaya ayırdığımız vakit haline gelmiştir. Başkalarıyla günlük konuşmamız bile tüketim hakkında yapılmaktadır.

 

Tüketimin sosyo-kültürel alanının ve ilişkilerin yerleşik hale gelmesi; bu doğrultuda fikirlerin, imgelerin, anlamların da bir mal gibi tüketilmesi; nihayet insanların kim olduğunun, tüketim kalıplarına ilişkin sembollere bakılarak belirlenmesidir.

 

Modern sürecin başlaması tüketim toplumunun ortaya çıkışındaki temel öğe olarak dikkat çekmektedir. Bu modern sürecin üç sacayağı bulunmaktadır. Birincisi, ekonomik alanda sanayileşme yaşanmış, üretim tarzı ve ilişkileri geleneksel yöntemden farklılaşmış ve sanayi tarzı üretime geçilmiştir. İkinci olarak, sanatta, mimaride yenileşme ve farklılaşma başlamıştır. Üçüncü değişim ise, düşünsel alanda olmuştur. Bununla birlikte akılcılık önem kazanmıştır. Bu süreçler tüketimin toplumsal bir vakıa olarak ortaya çıkmasını sağlamışsa da tüketimin bir kültür olarak gelişmesi ikinci dünya savaşı sonlarına tekabül etmektedir.

 

Tüketim ve tüketimcilik yeni dünyanın bir ideolojisidir ve daha fazla tüketim, daha fazla üretim ve dolayısıyla daha fazla refah demektir şeklindeki düşünceleri kapsar. Özellikle serbest piyasa ekonomisi taraftarlarının öne sürdüğü bu övgü dolu reçete dünyamızda geçerli bir ideoloji olarak karşımıza çıkmaktadır. Buna karşılık, tüketimin insanın özgürlüğünü elinden aldığını, başkalarına bağımlı kıldığını, gerçek mutluluk ve refahın nesne tüketiminden geçmediğini ve tüketimin insanın yabancılaşmadaki en önemli unsur olduğunu ileri süren görüşlerde vardır.

 

Tüketim toplumunun ayırıcı özelliği, kişilerin ihtiyaçları için tüketmek yerine, tüketimin başlı başına bir amaç, bir ihtiyaç haline gelmesidir, insanlar hafta sonu tatillerini piknikte veya parklarda geçirmek yerine, hipermarketlere gezmeye giderek geçirmektedirler. Binlerce malın bulunduğu bu yerlerde ihtiyacı olsun, olmasın çeşitli malları sepetlerine koymaktadırlar. Hipermarketler alışveriş amacıyla ve alışveriş listeleri ile gidilen yerler olmaktan çıkmış, restoran, kafeterya, çocuk parkı ve eğlence merkezleri ile ailece gidilen bir gezme yeri ve çekim merkezleri haline gelmişlerdir. Buralara giden insanlar, hiç hesapta olmayan alışverişler yapmakta ve bazen hiç işlerine yaramayacak şeyler alabilmektedirler. Özellikle çalışan insanlar ihtiyaçlarını karşılamak için alışveriş yapmamakta, haftanın stresini atmak için de alışveriş yapmaktadırlar.

 

Son yüz yıla damgasını vuran medya araç teknolojileri; pazarlama, reklam ve tanıtım aracı olarak kullanılmaktadır. Medyanın güçlenmesi, yaygınlaşması ve hatta dinsel bir hüvviyet kazanması; büyük kitlelere daha çabuk ulaşması ve kitlelerin kanaatlerinin piyasa ekonomisi koşullarına göre değiştirilmesini sağladı. Neo-liberalizmin toplumsal ve oysal tabanı özel kitle iletişim araçları tarafından düzenlenen popüler kültür unsurları; paketlenerek halka sunulup, halkta beğeni ve istek uyandırılmaktadır. Bunlara örnek olarak, Türk medyasındaki televoleler, paparraziler, yerli diziler ve erotik filmleri gösterebiliriz.

 

Reklam olgusu, tüketim toplumunu oluşturma konusunda önemli bir güç olarak kullanıldı. Ticari müesseseler mal ve hizmetlerini pazarlamada popüler kültürden yararlandılar. Hedef kitlede yüceltilen-tutundurulan kültür, değer ve tüketim alışkanlıkları –popüler kültür unsurlarıyla bezenerek- kitle iletişim araçlarıyla kitlelere sunuldu. Sosyolojik çözümlemesi yapıldığında; her tüketim toplumunun aynı zamanda güçlü bir medyaya da sahip olduğu görülmektedir. Medyanın yarattığı popüler tüketim kültürü sosyolojik eğilimlere uygun olarak geliştirilirken aynı zaman da siyasi yapılanmada da bu ölçütlere uymak zorunda kalındı. Pazarlama olgusu kitle iletişim kanallarıyla kullanılırken oluşturulan popüler kültür, toplumda bireysel anlamda atomizasyona neden oldu; kitlesel anlamda ise tümleşmeye, tek tipliliğe neden oldu. Küreselleşme olgusunda da olduğu gibi evrensel toplum veya ulusal toplum, önce küçük parçalara ayrıldı daha sonra ise kristalleştirildi, bölünerek birleşen bir yapı oluşturuldu. Ancak bu küreselleşme eğilimleri yerel ve ulusal güçler tarafından durdurulmaya çalışıldı.

 

Siyasi ve sosyolojik anlamda ulus ötesi eğilimlerin geliştirdiği küreselleşme olgusu, medya yardımıyla daha da kolay bir şekilde ilerlemeye başladı. “Küresel düşün, yerel uygula” mantığı medya aracılığıyla çok iyi kullanıldı.

 

Uluslararasılaşan ticari müesseseler ve medya kuruluşları çok ortaklı şirketleşmeler içine girerek global değişimin gelişimine ışık tuttular. Uluslararasılaşan medya ve ticari müesseseler popüler kültürün evrensel anlamda yayılmasını sağladılar.

 

Sonuç olarak; görsel medya araç ve teknolojilerinin hızla ilerlemesi, medyaya olan yatırım ve sermaye akışını hızlandırdı. Aynı zamanda; piyasaya sunulan mal ve hizmetlerin medyanın tanıtım gücünü kullanmadan amaçladıkları pazar payını elde etmeleri günümüzde imkansız gibi gözükmektedir. Medya ise kendi içinde büyük bir rekabete girmekte (tiraj ve reyting savaşları) ve daha geniş kitlelere ulaşmaya çalışmaktadır. Bunu yaparken de kitlelerin en fazla ilgisini çeken konulara eğilmektedir. Spor, müzik, moda, cinsellik gibi konular medya tarafından işlenerek halka sunulmaktadır. Tüketim toplumunda satın aldıkça kendimizi daha mutlu ve tamamlanmış hissederiz. Medyada ve sosyal çevrede “tükettiğin kadar varsın” sloganı sıklıkla dillendirilir. Halbuki tükettikçe tükeniyoruz.

 

Burs Başvurusu Akademik İlanlar ALES ALES Sonuçlar ALES Puan Hesaplama YÖKDİL Nedir? YÖKDİL Puan Hesaplama